Selam


Selam canım, amcanım.


Boston'dan döneli iki gün oldu. Arkadaşın evi rahattı, güzel vakit geçirip, yeni yerler keşfettim. Lakin eve geldiğimdeki rahatlık bir haftalık tatil de mumla aranacak değerdeydi. İnsanın evi gibisi yok arkadaş, bunu anladım.

Evimin ve arabamın kokusunu özlemişim. 

Boston'da genellikle müzeleri gezdik, akvaryuma gittik, ve meşhur olan restaurantlarına gittik. 
Ve ne yalan söyleyeyim, her gün dışarıda yemek yemek de bir zamandan sonra bıktırıyor. Hiç öyle her gün pizza yesem sıkılmam demeyin. Yemezler!

Bu arada diplomam da geldi. Sonunda! Her gün "acaba göndermeyecekler mi?" ya da "gerçekten mezun olmadım mı yahu?" demekten vazgeçtim.

Bilmiyorum, duydunuz mu ama Amerika'nın en büyük özel şirketlerinden birisi Wal-Mart adında bir firma. Sebze/meyva, kıyafet, teknoloji, makyaj, ev eşyaları yani aklınıza gelen her ürünü ucuza satan bir mağaza. Üniversite arkadaşlarım ile endüstri mühendislerinin buluştuğu toplantıya katıldığımız da orada çalışan 3 kişi ile tanışmıştım. Beni ertesi gün görüşmeye çağırdılar. İlk mülakatı geçtim. Ikinci mülakat için de şehir dışına Arkansas'a yolladılar. Cevaplarını bekliyordum ve Boston'da iken aradılar. İşe kabul olmamışım. Ne yalan söyleyeyim çok da üzülmedim. Çünkü hayırlısı ise olsun diye dua etmiştim ve demekki hayırlı değilmiş. Yaradanın bir bildiği var, eminim.

Keşke sebebini sorsaydım. "Peki, teşekkürler." deyip kapattım telefonu. Sonradan gelir aklıma hep. 

Anlayacağınız hala işsizim. Pamuk eller klavyeye, başvurular beni bekliyor.

Sağlıkla Kalın. 

Okumak istersen;
Guzellikleri Gorememek
İzlemek istersen;
New York City ve Bryant Park

Gidiyom Ben

Bu aralar canım heryere gidip gezmek istiyor. Mezun olduktan bir kaç gün sonra Nashville, Tennesse'ye gittim. Döndükten bir kaç hafta sonra Bentonville, Arkansas'daydım. Yarın da 5 günlüğüne Boston, Massachusetts'e gidiyorum.

Bu aralar canım seyahat çekiyor. En sıkı olanından.

Döndüğümde iş başvurularına başlamam lazım. Beklediğim şirketten 3 hafta (neredeyse 4 olacak) iyi yada kötü bir haber gelmedi. Mailime de cevap yazmadılar. Anladık, Amerika'nın en iyi şirketlerinden birisin. Ama beni bu kadar bekletmeye hakkın yok. Profesyonellik bunun neresinde?

Mezun ama hala işsizim.

Sağlıkla Kalın.

New York City Gezisi


Geç mi oldu? Yok canım.
Zaten geç olsa bile pek de çok kişinin umrunda olduğunu düşünmüyorum. Amaç benim mutlu olmam.

Be Happy, dostlar!

Neyden mi bahsediyorum? Tabiki de New York gezimin ikinci bölümünden. Birinci bölüm için; bakınız. İzleyiniz.
Birinci bölümde MetLife Stadyumu, Lincoln Tüneli ve Times Square vardı. Bu bölümde de ucundan kıyısından bir çok yer var. 

Bryant Park ile giriş yapmak istiyorum. Video'da sessiz sakin dedim ama pek de öyle değil. Yani, burası New York, ne kadar sessiz olabilir ki? Lakin gerçekten huzur bulmak için gelinmesi ve insan seyretmesi çok hoş olan bir yer. Sıkıca bir tavsiye ediyorum.

Daha sonra Rockefeller Center'ıönünden geçtik. Boş yere turist kaynayan yerlerden. Kışın buz pateni, yazın da kafelerin olduğu bir alan.

Nedense şuan bu yazıyı yazmakta çok zorlandım. Belki de bana normal ama görmeyenlere ilginç gelebildiği için. Ama her bir yer için söylenecek çok birşey yok. Sadece çevresi güzel, binaları instagranmaya değer, o kadarcık. 

Cık cık cık. Ayşe sen bu oyundan çık.

Metropolitan Sanat Müzesi konuşmaya değer ama. Yiğidi öldür, hakkını yeme demişler. Burası Dünya'nın en büyük müzelerinden bir tanesi. Central Park'ın hemen yanında bulunuyor ve içinde hemen hemen her ülkeden ürünler var. Parayı verip aldılar, tabi. İlimunatı bunlar, söylemedi demeyiniz. 

Hahahahaha. Kafa gitti. Daha fazla saçmalamadan, size iyi seyirler!


Üçüncü bölümde bulaşmak üzere.
Sağlıkla Kalın. 

Okumak istersen;

Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey

Bu aralar evde 7/24 yatıyorum. Keyif sürüyorum kısacası. Sadece derin derin düşüncelere dalarak zaman geçiriyorum. Bloğa da girmemem bu sebeptendir. Bazen oluyor bana öyle. Neyseki geri döndüm. 

İşte geldim buradayım!

Bu mim'de bana ilaç gibi geldi. Benim de bu mime ortak olmamı isteyen bu iki güzel insana şuradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Her ikinizin sorularını da birleştirdim, lakin malesef ki soru 11 tane ve birinizin bir sorusu diğerinden fazla oldu. Affına sığıyorum.

Şimdi gelelim sorulara!

1. Tüm paranı neye harcasan asla pişman olmazsın?
Açıkcası ben çalışıp kazandığım paramın yarısından çoğunu yemeğe harcıyorum zaten. Ve bu durumdan hiç de hiç pişman değilim. Gelin birlikte yiyip harcayalım.

2. Küçükken; 'ne olmak istersin' sorusuna verdiğin cevaplar?
Kendimi bildim bileli öğretmen olmak istemişimdir. Annem hep "sen öğretmeyi bilmiyorsun. Ya sen çoçukları ya da çoçuklar seni döver." dese de öğretmenlik kutsaldır.

3. Bir gün boyunca aç kaldınız (Ramazanda olduğu gibi ) ilk ne yemek isterdiniz ?
Yemek yemesini seven bir insanım. Lakin her önüme koyulduğunu yemem. Çok seçerim. Bütün gün aç kalırsam eğer, ki şuan açım, ilk aklıma gelen İskender oldu. Evet evet, iskender. 2 senedir yemedim.

4. Bir dalga olsaydınız nereye vururdunuz ?
Her Lazuri Bozo (Laz Kızı) gibi atın beni Arhavi sahillerine. Gerçi şimdi sahilde kalmadı ama, neyse. Konumuz bu değil. 

5. Issız bir adada kalsanız yanınıza alacağınız 3 kisi ?
Zor bir soru. Aklıma ilk gelen uzun süredir arkadaşlık yaptığım (belki vloglarımdan görmüşsünüzdür) Sara oldu. Beni güldüren insanlari seviyorum. Daha sonra adadaki hayatı bilen ve oradaki yaşama alışmış bir kişi bulup, onu çağırırdım. Son olarak da olmayan eş'i alsam olur mu? 

6. Öfkelenince nasıl sakinleşirsin?
Öfkelenmek benden uzak. Lakin sinirlerim bozulunca ağlıyorum. Gizli gizli 

7. Asla giymem dediğiniz renk hangisidir ? Neden ?
Dünya da asla dememeye özen gösteriyorum. Yarınımız hiç belli değil. İnsanların "asla" dediklerinin nasıl asla olmadığını gören, hisseden ve yaşayan birisiyim. Ama sarı rengini sevmiyorum, arkadaş!

8. Hayatında yaptığın en deli saçması ve eğlenceli şey nedir?
"Benim bulunduğum her yer eğlenceli." demeyeceğim. Hihihihi. Zipline yapmıştım diyeyim o halde. 

9. Ölmeden önce yapılacaklar listesine eklediğiniz 3 şey ?
Dünyayı gezmek. Adneralin namına olan çoğu etkinliği yapmak. Bir Müslüman olarak eş ile (olmayan) imanın 5 şartını en iyi şekilde yerine getirmek. 

10. Uzun gece yolculuklarını mı kısa gündüz yolcukları mı?
Yolculukları severim. Hayal kurmam ve düşüncelerime boğulmam için bana büyük bir fırsat. Uzun gece yolcukları deme hakkımı kullanıyorum. 

11.Yerde 50 TL bulsanız ne yaparsınız ?
Yerde bulduğum parayı almıyorum. 

Okuduğunuz için teşekkürler!
Yapmak isteyen her bir bloger arkadaşımı mimliyorum. Eğer yaparsanız da bana haber vermeyi unutmayın. Benim sormak istediğim sorular şu şekilde;

1. Şuan ki kişiliğini oluşturmanda sana ışık gösteren kişi kimdir?
2. Karşındakinde ilk farkettiğin özellik nedir?
3. Arkadaşların ile toplu buluşmayı mı yoksa tek tek buluşmayı mı tercih edersin?
4. Unutamadığın bir anını anlat.
5. Kendinde değiştirmek istediğin huyların nelerdir?
6. Şuan kapını çalıp, dilenen bir dilenciye nasıl tepki verirsin?
7. Aşk mı para mı?
8. Her hangi bir dil öğrenme şansın olsaydı, bu hangi dil(ler) olurdu?
9. Yıllar geçse de üstünden ben bu şarkıdan vazgeçmem dediğin oldu mu?
10. Senden başka diğer insanların yapmadığını düşündüğün bir şeyi söyle.
11. Hayalini ettiklerin neler? 

Sağlıkla Kalın.

Okumak istersen;
Adrenalin ve Sen

Birisi Times Square mı dedi?

Keşke bugün de hava o günkü gibi olsaydı. İnsanın hava durumuna göre ruh değiştirmesi de ayrı bir konu aslında. Neyseki bugünkü konumuz bu değil. Bugünkü konumuz yeni bir vlog ile alakalı!


Evet evet, ben bu işe koyuldum. Hadi hayırlısı. 
İlk vloğumdan sonra blog yazımda (bakınız) nereye gitmeliyim diye sormuştum ve New York City tabiki de ilk akla gelen oldu. Durum bu halde olunca, hemen Sara'ya mesaj attım ve New York'a gidelim dedim. 

Uzun zamandır gitmediğimiz için de, kabul etti ve biz üç silahşör yola koyulduk. Üç silahşör çünkü gitmeden bir gün önce (aslında onun da vloğu var ama pek beğenmedim) Anthony ile takılıyorduk. Kambersiz düğün tabiki de olmaz diyerekten onu da aramıza aldık. 
Bütün bir günü ben ve arkadaşlarım New York'da geçirdik. Times square, Central Park, Subway, Met Müzesi, Çin Mahallesi ve daha bir çok yerdeydik. Ayaklarıma kara sular indi. Gerçekten. Ama halimden memnumdum açıkcası. 

Video çok uzun olduğu için dort video halinde yayınlayacağım. Ve her bir vlog'da geçen olaylar hakkında bir yazım olacak.

Ilk olarak Metlife Stadyumundan bahsedeyim. Metlife stadyumunda sezonuna göre Amerikan futbolu, futbol, beyzbol ve konserler gibi aktiviteler oluyor. Fenerbahçe ve Galatasaray gibi Amerika'nın da Giants ve Jets adında spor takımları var ve bu stadyum onlara ait. Ve NFL'de en büyük stadyum olarak biliniyor. Nerden mi biliyorum bunları? Google değil, ben aslında burada çalıştım. Kış ayları boyunca pazar günleri buradaydım. Pazartesi - Cuma okul, Cumartesi ve Pazar da iş. Meşgul olmayı sevdiğimi söylemiş miydim? Aslında ben Oğlak burcuyum, degerli okuyucum. 

Hemen sonra konusu geçen Lincoln Tüneli. Video'da da bahsettiğim üzere bu tünel Hudson Nehirinin altında ve New York City ile New Jersey'i birbirine bağlıyor. Pek uzun değil, korkmayın. Lakin siz siz olun, New York'a asla şahsı arabanız ile gitmeye kalkmayın. Otobüs yolu farklı ve bu nedenle eğer otobus ile 15 dakika da orada oluyorsanız, araba ile 1-2 saat olacaktır. Abartmıyorum. 

İşte beklediğiniz o yer! Times square. Adı çıkmış 9'a, inmez 8'e. Gündüzü bir ayrı güzel, gecesi bir ayrı. Cıvıl cıvıl, eğlencenin kesilmediği aynı zaman da para yapmak için sizi sürekli durduran çalışanlar ile dolu. 

İstanbul'da yaşayanlar için Bakırköy meydan da her iki dakika da bir birilerinin "İngilizce öğrenmek istermisiniz?" diyerek sizi durdurmasını gözler önüne getirin. Işte tam o!

Umarım beğenirsiniz.

Bana yorumlarınızı, görüşlerinizi ve daha nereleri görmek istediğinizi bildirmeyi unutmayın!


Video'yu izlemek icin;

Sağlıkla Kalın.

Sosyal Medya

Daha önce yazdığım yazılarımın satır aralıklarına dikkat ettiyseniz eğer, benim de sevgisini göstermekte zorlanan hatta hiç gösteremeyen o güzel insanlardan olduğumu anlamışsınızdır.

23 sene böyle geçti ve geçmeye devam ediyor. (Yolun yarısına ramak kaldı. Vay be) "Eee, bize ne?" diyorsan şuan, bu konunun derinliklerine inmemin nedeni bugün yazacağım konu ile bağdaşması.

Anlamıyorum. 
Anlamıyorum neden insanlar anneler veyahut babalar günün de sosyal medya adresi olmayan ebeveynlerinin fotoğrafını koyup, altına destanlar yazar. Doğum günlerin de onları ne kadar çok sevdiklerini, en güzel anılarını, onlarsız yaşamayacığını dile getirir. Ama bu insan bilmiyor mu, doğum günü kişisinin istagram hesabı yok ve o güzelim yazıları göremeyecek? 

Düşündüm ve kendimce bir kaç neden buldum.

1. Ilk neden trend olması. Türk milleti zekidir. Türk milleti çalışkandır. Lakin sosyal medya hayatına gelince nereden geldiğini unutuyor ve kim ne yapıyorsa onu yapmaya başlıyor. Her kimse bu oyunu başlattı ve arkasından köprüye atlayanlar hala devam ediyor.

2. Belki bu insanlarda benim gibi sevgilerini dile getiremiyor ve sosyal medya hesapları ile söylemek istediklerini söylüyorlar. Belki de utangaçlığı bu şekilde yeniyorlar. 

3. Bak ben çok mutluyum edası vermek olabilir. Sonuçta instagram'da ki gösterilen hayatın gerçek hayattan çok farklı olduğunu eminim çoğumuz biliyoruzdur. Dürüst olmak gerekirse ben bile aynı gün fotoğraf yüklemiyorum çoğu zaman. Aklıma ne zaman eserse, canım ne zaman isterse daha önce çektiğim fotoğrafları koyuyorum. Gerçi bu benim hayat felsefem.

Ben genellemenin dışında olabilirim. Bilemiyorum. 

Ben bu insanlardan biri hiç olmadım. Eğer siz yaptıysanız, altında yatan gizli anlamı bilmek isterim. 
Ve kendimi ele vermem gerekirse, bu yazıyı yazmamın bir başka nedeni de bugün annemin doğum günü olması. Hihihihihhi.

Sağlıkla Kalın.

Okumak istersen;
Izlemek istersen;

O Gün Bu Gündür

Arkadaşımın gazı ile blogger oldum. Halimden memnunum gerçi. Bir sıkıntım yok çok şükür. Ama ben bir vlogger olmak istemişimdir hep. Çünkü ben YouTube'da vlog çekenleri severek istiyorum. Ne yaptıkları, ne yapacakları, hayatlarını nasıl geçirdiklerini görmek hoşuma gidiyor.


İşte o gün bugündür diyorum. (Aslında dün)

YouTube'a bir vlog koydum. Amacım çevremi göstermek aslında. Yavaş yavaş alışacağım bu duruma. Belki New York/New Jersey bölgesinde görmek istediğiniz yerleri, restaurantları ya da müzeleri bana söylerseniz, ben oraları ziyaret edip vloglayabilirim. Bence güzel fikir. Sizce?

Mail adresim sürekli yanı başımda. Ve "bir mail gelse de, gelen kutumda dursa." diye bekliyor.

Bana vereceğiniz her türlü yoruma açığım. Dediğim gibi ben bir çırak. Ustam ise sizler. 


Video'ya gelirsek bir kaç anlatmak istediğim konu var. Birinci olarak "empanada" kelimesi geçiyor. İspanyol mutfağından içinde kıyma ya da patates olan poğaça türü atıştırmalığa empanada deniliyor. Ikinci olarak da Amerika'da doğum günleri olduğunda doğum günü kişisine yaşı kadar omzuna yumruk atılıyor. Bu adeti ne siz sorun ne de ben tarif edeyim. 

Sanırım şimdilik bu kadar.

Video'yu izlemek icin:
Vlog - Amerika'da Bir Gun

Sağlıkla Kalın.

Güzellikleri Görememek

Dilim de tüy bitti. Gerçekten. Cidden. Hep diyorum ama dinleyen yok. Dinliyormuş gibi yapan çok ama.
Arkadaşım, mutlu olmak için mutlu düşünmek gerek. Nasıl bu hayatta kalabilmek için su içip yemek yememiz gerekiyor ise, mutlu olabilmek için de mutlulukları görmemiz gerekiyor. Dünya'nın kanunu bu. İster inan ister inanma. 

Bulutlardan inip güzelliklere gözlerini açmak gerek. Biliyorum, herkesten duyduğun bu. Ama bir kere denedin mi? Şans verdin mi bu olasılığa? 

Karga b***** yemeden uyandın mı hiç? Dinledin mi kuşların birbirleri ile muhabbetlerini?

Tek başına bir yolculuğa çıkıp kafanı dinledin mi hiç? Düşündün mü neden olaylar bu şekilde gelişmiş? Nerede yanlış yapmışsın? Emin ol, her zaman iki taraf suçludur.
Deniz kenarına inip, o masum sesi dinleyip huzur buldun mu hiç? Spotify'da boşuna binbir tane su sesli albüm yok. Adamlar işi biliyor. Onlara güven.

Etrafındakilere onları ne kadar çok sevdiğini söyledin mi hiç? Birazcık da o yanını göster. Birşeycık olmaz. Bana da güvenebilirsin. Gerçi bu madde de ben de zorlanıyorum ama, neyse. Konumuz bu değil. Hocanın söylediğini yap, yaptığını değil demişler. 

Eğer hepsini yaptım ve gene de mutsuzum diyorsan. Bir yerler de bir yanlıştık yapıyorsun. Saydığım maddeleri tane tane oku ve yenilerini ekle.

Bazen kendimi Güzin abla gibi hissediyorum. 

Sağlıkla Kalın.

Okumak istersen;
Bebek Konusmalari

Çilekli Dondurma


Uzun bir aradan sonra ilk defa otobüse bindim bugün. Her zaman olduğu gibi bugün de kulaklığımı takıp müzik dinliyormuş edası verdim kendime. Şoförün arkasındaki yan oturulan koltuklara oturmuştum. Hayal dünyam ile bütünleştiğim tam o sırada karşıma oturdu.

30'lu yaşlara yavaş yavaş merdiven dayamış zenci bir erkekti ve bir bina da işçi olarak çalıştığı giydiği kıyafet ve yaz sıcağında ayağında olan Timberland Cat botlarından belliydi. Ama bunlar bu yazının sebebi değil. Bu yazının sebebi elinde bir külah dondurma ile otobüse binmesi. Değiştiriyorum. Elin de, çilekli bir külah dondurma ile binmesiydi.

Kafamın üstünde bir bulut belirdi ve "Erkekler genellikle çikolatalı ya da vanilyalı tadlardan hoşlanmaz mı?" diye düşündüm. Babam çikolatalı sever, abim ne bulursa onu yer mesela. Yadırgadım. Ben daha önce hiç bir erkeğin "Çilekli olsun." dediğini duymadım. 

Sonra daha çok düşündüm. Neden sevmesin ki? 
Doğduğumuz günden itibaren halk tarafından bazı köşelere itiliyoruz. Halk pembe rengini kız için, maviyi de erkek için seçmiş. Yeni doğacak kız evladına pembe hırkalar örülür, pembe ayakkabılar alınır, odası pembeye boyanır. Konuşmaya başlayıp renkleri öğrenene kadar da bu böyle gider. 

Sorun da tam burada işte. Dünya'nın öyle bir döngüsü var ki, herkes birbirine uyum sağlamaya çalışıyor. Yalnızlıktan korkuyorlar. Tutabildikleri taşlara sımsıkı sarılıyorlar. 

Hayat bu şekilde devam ederken, herkesin ağzından çıkan kelime aynı. "Herkesleşme"
Kızların ve erkeklerin yapabilecekleri işler bu kadar sınırlanmış iken ne demek herkesleşme? Uçabilme kabiliyetini (en azından şimdilik) edinemeyeceğimizi sende bende gayet iyi biliyoruz. 

Beni düşündüren kişileri seviyorum. 

Sağlıkla Kalın.

Okumak istersen;
Uzaklardayim

Ben Küçükken


Ben küçükken adrenalin seven bir çoçuktum. Etrafımdakilerin bana "erkek Fatma" diye hitap edişi hala kulaklarımda. Ağaca tırmanmasını çok severdim mesela. Çardağın tepesine çıkıp kiremitlerin de oturmaya bayılırdım. Sokaklar da yürümesini çok severdim. Şapkayı kafamdan çıkartmak çok zor olurdu. Pantolonumdan da zincir eksik olmazdı. 

O zamanlar "Blue" grubunu çok severdim. Duvarlarım da posterleri vardı. En çok da Duncan'a bayılırdım. Ne de yakışıklı gelirdi gözüme. İtiraf etmeliyim ki benim ilk MSN adresim duncan-busra idi. 

Bizim ev de bir bavul her cuma günü kapı da olurdu. Her cuma akşamı Sapancaya gidilir, pazar akşamı da dönüş yolu başlardı. Eğer cuma günü geç gidilirse, babanem "neden geç kaldınız?" diye kızardı bize. Ben Sapanca'yı köy olarak bildim. O zamanlar herkes birbirini tanırdı. Topumu aldığım gibi basketbol oynamaya giderdim. Hala kısa boylu oluşumu ne siz sorun ne ben söyleyeyim. 


Yolda "Şinasi'nin kızı gelmiş." diyen herkes ile konuşurdum. Başımı okşarlardı. Babana selam söyle deyip de gönderirlerdi beni. Kırkpınar'dan Soğuksuya oradan da Tepebaşına yürürdüm. İlk defa ben Sapanca da gecelere kadar dışarı da kaldım. O zaman oralar çok masumdu. Şimdi İstanbulluların mekanı olup, yazlık evleri ile doldu. Büyük dede evinden ağaç, taş ve toprak görmek yerine havuz su sesleri duyuyoruz artık...

Anlamıyorum

*Insanların iki yüzlü oluşuna anlam veremiyorum. Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün!


*Bazı kişilerin bilmedikleri yemekleri zevkle yemelerine anlam veremiyorum. İçinde ne olduğunu bilmeden asla o yemeği tadamam!

*Mantarı seven insanlara anlam veremiyorum. Ne tadı var ne tuzu. Lastik ile eş değer!

*Sabahlara kadar oturan genç kardeşlerime anlam veremiyorum. Uykudan değerli ne var, arkadaş? Saat 10 yatağa kon!

*Bencil ve cimri insanlara anlam veremiyorum. Sen gönlünü aç, yeter. Bil ki Allah sana iki katını verir!

*Hiç bir şeyi umursamayan insanlara anlam veremiyorum. Umursamıyor görünüyor da olabilir, bilemiyorum. 

*"Para uğruna dostumu vururum." diyen insanlara anlam veremiyorum. Hiç mi yüreğin sızlamaz?

*Başkalarının inançlarına saygı duymayan insanlara anlam veremiyorum. Hiç bir zaman Dünya bir düşünceye ait olamaz.

*Trafikte kırmızı ışığın yeşil ışığa donüşmesini beklerken, ışığın yeşil olduğu o saniye de kornaya basan şoförlere anlam veremiyorum. Benim gaza basmam senin kornaya basman ile aynı saniye!

*Karnımın aç oldugu zamanlar da, dünyayı yiyebilecek duygusuna sahip olusuma anlam veremiyorum.

Sağlıkla Kalın.

Okumak istersen;

Insan Basit Yaşamalı

Etraftaki insanların ne düşündüğünü umursamadan şehrin merkezinden çıkmalı ve doğaya atmalı kendisini. Hayatın güzelliklerini ve Yaradanın kusursuzluğunu anladığı yeşil de kendisini bulmalı. 
Çıplak ayak ile gezindiği toprağın soğukluğunu vücudunda hissetmeli. Huzuru kendi ellleri ile yakalamalı ve umudunu hiç yitirmeden bırakmamalı.

Anlayışlı olmalı, anlatmalı derdini...

Insan basit yaşamalı.

Beton'dan yapılmış evini bırakıp tahtaya yönelmeli. Bahçe de toprak kazmanın, meyva sulamanın ve hayvan beslemenin ne demek olduğunu bilmeli. Anlamalı. Atalarının yaşam tarzına geri dönmeli insan. Horozun ötüş sesiyle uyanmalı ve havanın kararması ile yatağına uzanmalı.


Insan basit yaşamalı.

Bir dostun bin arkadaştan daha cömert olduğunu anlamalı. Karşılık beklemeden elinden geleni yapmalı. İlk "seni özledim." demenin verdiği duyguyu damarların da tatmalı

Insan sabit yaşamalı arkadaş! Sade ve öz

Sağlıkla Kalın.

Okumak Istersen;
Bebek Konusmalari

Mühendis mi? O da kim?

Daha dün gibi hatırlıyorum liseden mezun olduğum günü. Haftalar öncesi nasıl yürüyeceğimizi ve nereye oturacağımızı söylemeye başlamışlardı. Hayat o zaman bana o kadar uzun gelmişti ki. Önüm de bir sürü hayallerim vardı benim. Görecek kişilerim, gidecek yerlerim...Mesela üniversiteye başlayacaktım. Bir çok arkadaşlar edinip, vur patlasın çal oynasın takılacaktım. Sonuçta annem  "üniversiteye kapak at, bitirirsin." diyordu hep.

Öyle de oldu. Üniversiteye başladım, evet. Bir çok arkadaşım da oldu, evet kabul ediyorum. Lakin herşeyin bir sonu olduğunu öğrendim. 

30 kişilik sınıfta tek kız olmanın farklılığı yaşadım ben. Staj başvuruların da "karşı cinsi idare etmek hakkında ne düşünüyorsun?" sorularını cevaplamaya başladım. Kendi başıma koşturup, başka arkadaşların sınav sorularını bana vermeyişini ama benim gene de 92 almamı kutladım. 

Bir daha okuluma gitmeyeceğimi bilmek, bir daha o derslere girmeyeceğimi bilmek ürpertiyor aslında. "Bittersweet" bir duygu var içimde. Bitirmek güzel, hayata devam etmek daha da güzel. Ama gelecekte beni nelerin karşılayacağını bilmemek acı.

"Bana güven, ben bir mühendisim." 
Bu cümleyi söyleyebilmek için çok bekledim.

Vay be, ben üniversite bitirdim arkadaş! Ben bir mühendis oldum. Bir endüstri mühendisi. Sıra da ne var, peki?
Ben oluruna bırakıyorum.

Sağlıkla Kalın.

Okumak istersen;
Selamlar Olsun

Hayat

Tecrübe ne kadar da önemliymiş bu hayatta. Kafamıza vurula vurula öğretilen dersleri tekrarlamamak ne kadar da önemliymiş meğerse. Bugün anladım ki söylenilen o meşhur cümle ne kadar da doğruymuş. Yüzü gülen insanların aslında içlerinin kan ağladığını bugün öğrendim ben. İçim kan ağlıya ağlıya.

"Olsun. Demek ki böyle olması gerekiyormuş" diyebiliyor olmam beni daha da cesur kılıyor aslında. Bu cümleyi söyleyebilecek kapasiteye sahip olmam beni daha da cesaretlendiriyor açıkcası. Sağ elim ile kendi sırtımı sıvazlayıp "Bravo sana" diyorum. 


Diyorum; çünkü içinde bulunduğum bu madenin ışığı bu davranış. Çünkü hayatta pes etmeye yer yok. Çünkü hayırlısı ne ise o olacak. Biliyorum. İnanıyorum. 

Onun dışında, benim ruh halimi iyi yön de etkilemeyecek durumlardan kaçıyorum. Türkçe radyo dinlemiyorum mesela. Yavaş değil hızlı bir melodi de olsa, şarkı sözleri eski bir hatırayı geri döndürmeye birebir yetiyor. Bazen eski bir kokuyu bile geri getirebilecek güce sahip olması üzücü. 

Hatırlamış iken, müzik listemi yenilemem lazım.

Sağlıkla Kalın.

Okumak Istersen;
Kızmıyorum

Kızmıyorum

Bu hayatta kimseye kızmıyorum artık. 
Benim nasıl kendime göre bir nedenim varsa, o kişinin de kendine göre bir nedeni vardır elbet.
Elbet o da kendi geleceğini düşünüp sağlam adımlar atıyordur aynı benim gibi.

Kızmıyorum.

Birisi bana geç cevap vermiş, ya da hiç yazmamış umrumda bile değil.
Karşıma geçip konuşamayacak birisi benim arkamdan konuşmuş, banane?

Bir arkadaşım "Büşra, artık dünya 3 boyutlu. Ne düşünüyorsan o oluyor." diye sürekli der.
Bende artık pozitif bir insanım; pozitif düşünüyorum ve pozitif yaşıyorum. 

Gerçi hep öyleydim ya...Ama bu aralar daha çok

Belki de artık fikir yürütmek istemememden. Belki de "gözden ırak olan gönülden de ırak olur" cümlesini daha iyi anlamamdan. Belki de en hayırlısı bu. Değiştiriyorum, en hayırlısı bu biliyorum. Herşeyin bir nedeni var, biliyorum. Sabreden kul, muradına erer. Bunu da biliyorum.

Ben de bu nedenle sabrediyorum işte.Yeni hayallerim ile, yeni hobilerim ile, ve en önemlisi dersini almış yüreğim ile.

Şura'da dünyayı gezmeme ne kadar kaldı ki?

Sağlıkla Kalın.

Bir Aşk Hikayesi

Bugün anlatacağım olay Yeşilçam'ın filme döktüğü hikayeler ile eş değer. Belki de gerçek olduğunu bildiğim için daha da güzel bir hikaye

Ben ilk okulda iken OKS vardı. Sınavdan iyi bir not alıp, liseye adım atıyordun. Dersaneye gidiyordum, sınavlara giriyordum, kendimce çalışmaya çalışıyordum. Cuma günleri kapı girişin de olan bavulu aldığımız gibi soluğu Sapanca'da alıp, pazar akşamı da İstanbul'a dönmeyi de bitirmiştik artık. Neyse, pek derinlere inmeyeceğim. Ama olan oldu ve sevgili anam ve babam tekrardan Amerika'ya yerleşmeye karar verdi

Liseye ben Amerika'da başladım yani. Ağzımda sıfır ingilizce ile, matematik ve tarih derslerine koşturuyordum. Sağ olsun öğretmenler çok yardımcı oldular. Belki daha sonra bu konulara da değinirim. Ama ben yavaş yavaş İngilizce öğrenirken bir takım dostlar edindim. Evet evet dost, çünkü hepsi birbirinden ozel, hepsi birbirinden değerli

Şimdi hikayeyi geri sarıyorum
Ve onların hikayesini dile getiriyorum

Hikayenin baş oyuncuları Abdulrahman ve Angela ( gerçek adlarını vermese miydim acaba. Aman bre zaten Türkçe bilmiyorlar, yaz gitsin. ) Bu iki kahraman, ilk okulu birlikte okudular. Abdül, 8. sınıfta bu kızımızdan hoşlanmaya başlıyor. Lise zamanı geliyor, ve ponpon kız olan Angela'ya daha yakın olabilmek için, Adbul Amerikan futbolu oynamaya başlıyor. Gel gelelim, kızımız Abdul'un ona ilgisini duyunca, erkek arkadaşını bırakıyor ve 10. sınıfta ilişkileri başlıyor. Lise zamanımızda Angela ile biz iyi geçinemezdik aslında. Aralar da hikaye çok ama girmeyeceğim o konulara. Sonuçta 4 senelik bir lise hayatı var. 

Üniversite zamanı geldi ve aynı üniversiteye gittiler. Kızımız İtalyan. İtalyanca dili ve edebiyatı okudu. Oğlumuz ise Mısırlı. Ve doktorluk peşinde koşuyor. 4 senelik biyoloji bölümünden mezun oldu, sınavlara girdi ve kazandı. Şuan Karayip Adaları'nda ve 2 sene orada kalıp, sonra Florida'ya geçip orada da 2 sene okuyup eğitimini bitirecek ve inşallah doktor olacak.

1 buçuk ay evvel önce evlendiler. Din ve dil ayrımı olmadan.

Kendi aramızda yaptık. Cami de imam nikahı kıyıldı. Dualar edindi. Ertesi gün kız tarafından eğlence oldu. İtalya'n müzikleri ile dans ettik. Ve bir ömür mutluluğa adım attılar

Bugün yazıyorum bunu çünkü kızımız yarın eşinin yanına adalara gidiyor ve bugün ona küçük süprizimiz var 


Mutluluklar yavrucuklarım. 
Her ne kadar okumayacak olsanız da
Sağlıkla Kalın

Selamlar Olsun

Buralar da olmayalı çok uzun zaman olmuş gibi. Aslında gibi değil, çok uzun zamandır yoktum. Ama gerçekten meşguldüm. Gerçekten. Sınavlarımın ar arda gelmesi, yapacak işlerimin alıp başını gitmesi ve benim hepsinin peşinden koşturmam biraz zordu. Zordu ama başardım.

Mezun oluyorum bu sene, söylemiş miydim? Şimdiden iş bakıyorum, başvuruyorum bir çok şirketlere. Mezun olduğumun ertesi günü işe gideyim istiyorum. Ailem tutturmuş eczacı şirketi olsun diye, başımın etini yiyor. Benim çalışmak için bulduğum yerlere "orası yaramaz" deyip başlarından atıyorlar. Bir mühendisin ofis de ne işi var, ey dostum? Boşuna mı profesörlerin dırdırını çektim ben 5 sene? Benim alan da çalışmam lazım. Çalışanları izlemem lazım. Böyle eğilme amcacım, belin sakatlanır demem lazım. Neyse, ben kafama koydum. Kaliforniya'ya gidebilirim her an.

Bu aralar gene farklı şeyler yapmak istiyorum. Dünyayı gezmek isteğim yeniden canlanıyor. Bakınız, Seyahatlar Cekiyor Icim . Benim canım bu aralar sık sık seyahatler çekiyor. Tek başıma gitmek istiyorum sanki. Ama ben yalnız olmayı sevmem. Arkadaş olsa, olabilir, belki. Nerdesin beyaz atlı prens? Sen olsan sanki daha iyi. Sonra saçlarımı yeşile boyatmak istiyorum. Uçlarını ama. Sonra diyorum ki iş bulayım, bir senelik imza atayım, sonra boyarım. Kulağıma ikinci delik de istiyorum. Ama ya acırsa diye hemen cayıyorum. İçimden bir ses de "zaten birinci deliği kullanmıyorsun, ikincisi neyine?" diyor. Bakalım...

Hani sürekli şikayet ettiğim yer var ya, New York. Sanırım özledim. Yaz gelsin de gideyim bir. Kışın gerçekten soğuk oluyor çünkü. O leş sokakların da, taşı tavanı çeken turistler gibi dolanayım. Gerçi ayın 28inde Broadway Show'a gidiceğiz bir arkadaşımın doğum günü için. Mama Mia izleyecekmişiz. Belki vloglarım o günü. Ruh durumuma bağlı. Şimdilik bilmiyorum.

Bu aralar çok da sağlıksız besleniyorum. Geçen dönem Zumba yapıyordum. Şimdi o da yok, bana kaldı spor yapmak. Ama en nefret ettiğim şey de, sağlıklı beslenmeliyim, spor yapıcam diye kime söylesem, "are you out of your mind? "Are you ready to be invisible?" "You don't need it" ya da annemin ağzıma yemek tıkıştırması ile beynim çalkanıyor. Arkadaşım benim amacım, sağlıklı beslenmek, merdiven çıkarken dilimin dışarı çıkmasını engellemek. Neyse neyse, ben bunu da kafama koydum.

Benim şimdi şuan yattığım yataktan çıkıp, hazırlanıp, okula gitmek lazım. Haftanın son dersi. Ve bitirme projem için görüşmem gereken profesör var. 

Uzun mu oldu? Galiba.
Özledim sanırım.
Peki ya sen?
Nefes almak bedava.
Sağlıkla Kalın.

Bu Tarz Benim

İnstagram da nereden gördüm, nereden etiketlere tıkladım bilmiyorum. Ama bana Youtube'da o programı izlememe neden oldu bu karışıklık

Ben bugün ilk defa "Bu Tarz Benim" izledim.

İzlediğim bölüm yakın zamanlar da olduğunu için "bu tarz benim" diyen kızlarımız zaten bir hayli kaynaşmış. Yıldızları barışan iki kişi göremedim ben. Hepsinde bir afra tafra, sanırsın kendileri petrol zengini çantasında kilom ağırlığında ( çok da şişman değilim ama ) altın ile gezen Arap Prensesleri. Altı kesinlikle kurtarmaz

Melek yüzlü şeytan Aygün'den mi bahsetsem, dili yaşının 5 katı olan İdilden mi, yoksa garip haraketler içinde olan Ecem'den mi bilemedim.

O yarışmacılar konuştukları lafları nereden buluyor? Ben kırk yıl düşünsem gerçekten aklıma gelmez. Gerçekten

Itiraf ediyorum, aslında ben bir den çok bölüm izledim. Olan biteni anlamaya ihtiyacım vardı. Şttt, aramızda.

Hıı, bir de ben tasarımcıyım diyen daha sonra Cemil İpekçi'den fırçayı yiyince kıvıran Buse var.

Eğer o yarışmaya katılıyorsan, eleştiriye açık olmalısın, anlıyorum, ama arkadaş bazı yorumlar o kadar acı ki. Yok annemin temizlik bezi, yok dansöz kıyafeti, yok babane gibisin

Insaf biraz arkadaş

Ülke de başka meslek kalmamış gibi de her biri ya oyuncu olmak istiyor ya da spiker.

Bence yarışmanın amacı insanları birazcık da olsa bir şekilde bilinlendirmek ve belki modaya uygun bir kaç eklentiler de bulunmak olmalıydı. Ama ben bir izleyici olarak bunu değil de, Türkiye de ki kızların nasıl laf dalaşına girdiklerini, nasıl oryantal yapıp nasıl kendilerini rezil ettiklerini görüyorum. 

Komik, gerçekten komik. Söylenecek başka laf yok.

Saglıkla Kalın

Bebek Konuşmaları

Yapamıyorum.
Yok, hayır olmuyor.

Gerçekten.
Bir bebeği severken yetişkin bir bireyin bebeğimsi konuşması var ya hani, işte ben onu yapamıyorum.

Insan bir hikaye anlatırken hep geçenler de şu bu oldu der ya, bu olay da geçenler de benim hayatımdan akıp gitti

Skype'de dayım ve kuzenlerim ile konuşuyorduk. Aslında annem konuşuyordu. Ben de köşeden izliyordum onu. Aradan küçük bir zaman kesiti geçtikten sonra "halası bak ne kadar büyümüş" deyip, bebişi kameranın önüne oturttular. 

Annem başladı hemen konuşmaya
"Oğlum, napıyorsun?"

"Hala nerde oğlummmm"
"Hadi geel geel geeeeel"
"Tel sarar yap oğlum, tel saraaaar"

Eleştiriye gelemiyor(uz)

Bugün İnstagram'da dolanıyordum. Ordan girdim burdan çıktım, İnstagram'da birçok takipçisi olan bir kişinin hesabına rastladım. Yorumlara şöyle bir bakayım dedim ki Aman Allah'ım. Hayatında ilk defa kar görmüş bir insanın sahip olduğu duygu vücudumu kapladı. "5 beğeniye 5 üye"li mesajlardan girip "çok çirkinsin, keşke ölsen" gibi yorumlardan çıktım. Ben okurken utandım, o kişiler yorum yaparken nasıl utanmıyor?


Ayıp, yapmayın arkadaşlar

Bir de şu kısım var. Internette varlığını belirtiyorsan eğer, eleştirilere de açık olacaksın. Video'da şöyle yapsan daha iyi olur gibi bir yoruma da atarlanıp 10 metre yorum ile dönülmez. (Evet böyle bir olay hayatımdan gelip geçti! Belki sonra anlatırım)

Hemen geri vitese atıp, şunun ağzının payını vereyim de ne demek? 
Tamam anlıyorum, yorumlar seni üzüyor. Ki eminim beni de üzerdi. Lakin sokakta saç baş kavga eden iki kadına benzemeye gerek yok. Az ama öz cevap ver gitsin. "Öneriyi düşüneceğim de" gülümse geç

Bana mail atıp; 
Seni seviyorum ama ah şu Türkçe meselesi
Teman kötü (ki bak kardeşim, değiştirdim)
ya da 
Font okunmuyor, bak böyle yap